Makaleler Biyografiler Ressamlar Eşref Üren (1897-1984)
Makale Başlığı: Eşref Üren (1897-1984)

Eşref Üren (1897-1984)

Yazar: Yrd.Doç.Dr.Özand Gönülal • Eklenme Tarihi: 25.10.2005 • Görüntüleme: 5.619

Özet:
Eşref Üren akademik resim anlayışının dışındadır.Onu eleştirenler desen konusunda bazı sıkıntıların olduğunu söylemelerine rağmen , Nurullah Berk “Eşref desen çizer, ama bu desen onun resminin gerektirdiği desendir.” diyerek,savunmuştur. Eşref Üren, batı resim anlayışının kalıplarına bağlı kalmadan,gerçeklik ile soyut arasında geliştirdiği kendine özgü doğa anlayışına sahiptir

Kelimeler:
Eşref Üren, d grubu, lirik soyutlama

EŞREF ÜREN (1897- 1984)  
Dr.ÖzandGönülal

Eşref Üren, ressam olma kararını 20 li yaşlarında  vermiştir. Uzun yıllar sürecek olan resim eğitimi boyunca isteği hiçbir zaman kırılmamış ve sonunda resimsel kimliğini bulmuştur.
II.Abdulhamit’in yakın dostu Fehim Paşa’nın oğlu olan Eşref Üren, Mahalle mektebinde başladığı ilkokul eğitimini Galatasaray Lisesi’nde sürdürmüştür. Ailesinin Bursa’ya taşınması sonrasında tarım okuluna devam etmiştir. Birinci Dünya Savaşında yedek teğmen olarak askere alınan ressam , bir yıl sonra Bursa’ya dönmüş ancak yaşamını biçimlendirmek için seçeceği yol konusunda kararsız bir döneme girmiştir. Tam bu sırada Bursa Yeşil Türbe karşısında resim yapan İbrahim Çallı ile karşılaşmış ve ondan etkilenip Sanay-i Nefise Mektebine gitme kararı vererek yaşamı için yolunu belirlemiştir.

Yaşının büyük olması Sanay-i Nefise Mektebine kayıt olmasını engellemiş ancak misafir öğrenci olarak üç yıl devam etmiştir. Okulda Hikmet Onat ve İbrahim Çallı’dan dersler almıştır. Bu arada Hoca Ali Rıza’nın da resimlerini incelemiştir. Okuldaki eğitimiyle yetinmeyen Üren, Muazzez Bey ve Feyhaman Duran’ın okul dışındaki atölyelerine devam etmiştir. 1925 yılında Sanay-i Nefise mektebine asil öğrenci olarak kabul edilmiş ve İbrahim Çallı Atölyesinde 3 yıl çalışmıştır. 1928 yılında Paris’e gitmiş, Julian Akademisi ve Andre Lhote Atölyesinde eğitim almıştır. Paris’teki eğitimi sırasında Zeki Faik , Zuhti Muridoğlu ve Cemal Tollu ile birarada bulunmuştur. Paris’ten döndükten sonra Milli Eğitim Bakanlığına bağlı olarak çeşitli okullarda öğretmenlik yapmış, 1934 yılında ressam Melahat Üren’le evlenmiştir. 1938 yılında eşi ile Paris’e giden Üren, bir yıl sonra yurda dönmüş ve Ankara Atatürk Lisesine öğretmen olarak atanmıştır.Bu nedenle Ankara’ya yerleşerek yaşamını burada sürdürmeye başlamıştır.Bir yıl sonra 1939 yılında açılan d grubu sergisine katılarak , bu grubun üyeleri arasına girmiştir.

Eşref Üren’in resimlerini, istisnaları dışarıda bırakırsak, peyzajlar, portreler, iç mekanlar ve nü’ler olmak üzere dört grupta toplamak mümkündür. Üren’in çalışmaları karşısında alınan ilk etki izlenimci bir tavrın egemenliği doğrultusundadır. Genel olarak resimleri Lirik Soyutlama olarak değerlendirilmektedir. Ancak Lirik olduğu doğrudur fakat soyutlama doğrultusunda yapılan değerlendirmelere şüphe ile bakmak gerekmektedir.

Çünkü Lirik Soyutlama, soyut tavır içerisinden doğa’ya ilişkin izlenimlerin yakalanmasıdır. Yani kavramdan hareket eden resim tavrı içinde nesnelliğine yönelişin gerçekleştirildiği bir üslup anlayışıdır. Üren’in resimlerinde ise naturalist tavra sıkı sıkıya bağlılık söz konusudur. Yani Üren resimlerinde doğaya ilişkin nesneleri, insanoğlunun şartlanmışlıları doğrultusunda varetmiştir. Onun resimlerine baktığımızda doğaya ilişkin unsurları tüm açıklığı ile görülmektedir. Betimlenen doğa unsurları, klasik tavrın ortaya koyduğu nesne ifadesi olan doğa gerçekliğine sahip değildirler. Yani çizgiselliğin ön plana çıktığı süreçlerde olduğu gibi resim yüzeyindeki nesneler sınırlı lekeler olarak sergilenmemiş, buna karşın fırça vuruşlarının belirlediği lekeler, insan varlığının algıladığı doğaya ilişkin nesneler, izlenimci tavrın doğa gerçekliği çevçevesinde yaratılmıştır.    

İzlenimcilerin gerçekleştirdiği açık hava ressamlığı Üren’in resimlerinde de görülmektedir. Ancak Üren, izlenimci olmaktan öte Peyzaj ressamıdır. Peyzajlarına bakıldığında doğa, bir görüntü olarak değil, canlı bir varlığa ilişkin yaşamsal boyut ile algılanmaktadır. “Ankara’da Kış” adlı yağlıboya resminde, kar altında yaşayan büyük bir şehrin, bir kaç saat sonra gelecek olan akşam ile birlikte yaşanacak, sessiz karanlık öncesi telaşı görülmektedir. Sonbahardan kalan sarı yaprakların, ayaz yaratacak esintinin etkisinde son dirençlerini kullanarak, dallara bağlı kalışını hissetmek mümkündür.
Dolayısıyla Üren’in peyzajlarında yaşam görüntüsü değil yaşamın kendisini yaratılmıştır. Ayrıca yaptığı peyzajlarda bazıları belli adreslere sahiptir. Örneğin “Kurtuluş Parkı”, “Devlet Su İşleri Kampı” ve “Erdek Su İşleri Kampı” gibi eserleri belgesel bir niteliğe de sahiptir. Mekan içlerinde betimlediği giysili kadın figürleri farklı kültürlerin temsilcileri olarak karşımıza çıkmaktadır.
Eşref Üren’in eserleri arasında 3. grubu oluşturan portrelerde, günlük yaşantı içerisinde yer alan toplum bireyleri kişisel kimlikleriyle sergilenmiştir. Portresini yaptığı kişinin karekteristik özellikleri fırça vuruşları ve farklı lekesel değerler ile birdenbire belirginleşmektedir. “İki Öğrenci” adlı portre çalışmasında yer alan figürler, dönemin öğrenci profillerini yansıtırken , arkadaşlık kavramını da belirginleştirmektetir. “Kendi Portresi” ve “Müzehherin Portresi” adlı resimlerinde kimlikleri oturmuş iki insanın belirgin karakterleri lekesel etkilerle ortaya konmuştur.

Dördüncü grubu oluşturan Nü’ler Üren’in kadın güzelliği konusunda ki yaklaşımı , idealist bir tavırdan öte, gün içerisinde yaşayan kadın varlığı realist bir bakış açısıyla sergilenmektedir. Bu resimlerinde kadın figürlerinin kimlikleri bilinmesede, onları birbirinden ayıracak karakter özellikleri yüzlerine yansıdıı gibi beden dilleri ile ifade edilmektedir.
Üren’in resimsel dili tamamen kalıplardan kurtulmuş bir içtenliği yansıtmaktadır. Yeterince incelenmeden değerlendirildiğinde izlenimci olarak nitelendirilebilir. Bunun nedeni peyzajlarında izlenimcilerini açık hava ressamlığı anlayışını segilemiş olmasındır. Ancak Üren bu resimlerinde doğaya ilişkin unsurları insan varlığının şartlanmışlıklarını terkederek biçimlendirmiştir. Böylece doğa gerçekliğini insan varlığında değil doğanın kendisinde aramıştır ve yakalamıştır. Böylece yaşayan peyzajlar ortaya çıkmıştır.

Resimlerinde figür mekan ilişkisi ressamın kendisine özgü olarak belirlediği bir tavırla oluşmaktadır. Bu özelliği ile klasik Akademik resim anlayışının dışında kalmaktadır. Bundan dolayı resimlerini eleştirenler desen konusunda bazı sıkıntıların olduğunu söylemelerine rağmen , Nurullah Berk “Eşref desen çizer, ama bu desen onun resminin gerektirdiği desendir.” diyerek, savunmuştur.
Gerçektende Üren’in resimlerinde biçimlere ilişkin çizgi kullanımı yerine, renk ve lekesel değerler ile bunların birbiriyle ilişkileri ön plana çıkmaktadır. Bu tavrıyla akademideki hocalarının klasik anlayışlarına karşı çıkmaktadır. Bu karşı duruşu çeşitli yazılarında da ortaya koymuştur.
Sonuç olarak Eşref Üren, akademik klasikten uzak , batı resim anlayışının kalıplarına bağlı kalmadan , gerçeklik ile soyut arasında geliştirdiği kendine özgü doğa anlayışı; doğayı insan varlığının şartlanmışlıklarında oluşan boyutundan kurtararak, dağaya özgü gerçekliği tuvallerinde resimlemiştir. Bu nedenlerden dolayı Cumhuriyet tarihinin resim serüveni içerisinde, izleyicisine özgünlüğü yaşatan önemli sanatçılardandır.

KAYNAKÇA

  • Başkan Seyfi, Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Türkiye’de Resim, Ankara 1997 
  • Berk Nurullah -Kaya Özsezgin ,Cumhuriyet Dönemi Türk Resmi, Ankara 1983” 
  • Büyükişleyen Zahit, Türk Resminde Ankaralı Sanatçılar, Ankara 1991 
  • Özsezgin Kaya, Türk Resmi, Ankara 1998 
  • Turani Adnan,   Batı Anlayışına Dönük Türk Resim Sanatı, Ankara 1984 
  • * Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü “Ulusal Sanat Arşivi” projesi arşivinde yer alan belgelerden de yararlanılmıştır.