Makaleler Makale ve Araştırmalar Makaleler Sanatta Bedenin Uyku Hali
Makale Başlığı: Sanatta Bedenin Uyku Hali

Sanatta Bedenin Uyku Hali

Yazar: Dr. Öğr. Üyesi Şemsi Altaş • Eklenme Tarihi: 22.08.2021 • Görüntüleme: 241

Özet:
Beden, canlının maddesel kanıtıdır. Bedeni betimlemek çağlar boyunca sanatın en önemli sorunsallarından biri olmuştur. Fakat sanatta bedenin uyku halini betimlemek bazı mitolojik ve dini referanslarla başlamıştır. Antik Yunan ve Roma döneminde Theseus tarafından uyurken terkedilen Ariadne’nın birçok heykeli yapılmıştır. Bunun yanı sıra Hristiyanlık ve İslamiyet inancında önemli bir yere sahip olan Yedi Uyurlar hikâyesi birçok elyazmasında ve minyatürde görülmektedir...

Kelimeler:
Sanatta Bedenin Uyku Hali, Şemsi Altaş, beden, uyku, rüya, bilinç, bilinçaltı, akıl, sanatçı, uyuyan, görsel, kavram, ariadne, gerçeklik, zaman, freud, constantin, body, sleep, dream, consciousness, subconscious, mind

SANATTA BEDENİN UYKU HALİ
Dr. Öğr. Üyesi Şemsi Altaş [*]

ÖZET

Beden, canlının maddesel kanıtıdır. Bedeni betimlemek çağlar boyunca sanatın en önemli sorunsallarından biri olmuştur. Fakat sanatta bedenin uyku halini betimlemek bazı mitolojik ve dini referanslarla başlamıştır. Antik Yunan ve Roma döneminde Theseus tarafından uyurken terkedilen Ariadne’nın birçok heykeli yapılmıştır. Bunun yanı sıra Hristiyanlık ve İslamiyet inancında önemli bir yere sahip olan Yedi Uyurlar hikâyesi birçok elyazmasında ve minyatürde görülmektedir. Daha sonraki süreçte ise Goya, Salvador Dali, Constantin Brancusi, Ron Mueck, Sophie Calle ve Hans Op de Beeck gibi farklı dönemlerin sanatçıları uyku halindeki bedeni çalışmalarında temel sorunsal haline getirmişleridir. Bu sanatçıların çalışmalarında genel olarak uyku halindeki beden pasif durumdadır. Bedene hükmeden akıl ise devre dışı kalmış ve kontrolü bilinçaltına bırakmıştır. Söz konusu sanatçıların çalışmalarında özellikle Goya’nın akıl ve bilinçaltı kavramlarını ön plana çıkarması, Salvador Dali’nin rüya kavramını ele alması, Constantin Brancusi ve Ron Mueck’un uyuyan kafa imgesine yer vermesi, Sophie Calle’nin ise konuyu kavramsal açıdan çözümlemesi nedeniyle makalede yer verilmiştir.

SLEEPING OF THE BODY IN ART

ABSTRACT

The body is the material evidence of the living thing. Describing the body has been one of the most important problems of art throughout the ages. However, describing the sleep state of the body in art started with some mythological and religious references. Many statues of Ariadne, who was abandoned while sleeping by Theseus during the ancient Greek and Roman periods, were made. In addition, the story of Seven Sleepers, which has an important place in Christianity and Islamic beliefs, is seen in many manuscripts and miniatures. In the following process, artists from different periods such as Goya, Salvador Dali, Constantin Brancusi, Ron Mueck, Sophie Calle and Hans Op de Beeck made the dormant body the main problematic in their work. In the works of these artists, generally the dormant body is in a passive state. The mind that dominates the body has been disabled and left the control to the subconscious. The artists in question emphasized the concepts of reason and subconscious in particular, Salvador Dali’s addressed the concept of dream, Constantin Brancusi and Ron Mueck used the sleeping head image, Sophie Calle’s is included in the article due to its conceptual analysis.

Giriş

Beden, belirli bir devinime sahip fenomenlerin merkezidir, hareket noktasıdır. Böyle bir olguyu betimlemek sanat tarihinin her döneminde önemli bir konu olmuştur. Mağara duvarlarından kabartmalara, el yazmalarından fresklere hatta heykellere kadar her anlayışta beden kavramı farklı amaçlar doğrultusunda ortaya koyulmuştur. Uyku halindeki bedeni resmetmek ise özellikle Hristiyanlık ve İslamiyet inancında bahsedilen Yedi Uyurlar hikâyesiyle farklı bir bağlam kazanmıştır. Yedi Uyurlar hikâyesinden yola çıkılarak yapılan el yazması ve minyatürlerde, uyuyan beden zaman ve mekân kavramını delmiştir. Kuşkusuz bahsedilen hikâyenin öncesinde de sanatta uyku kavramı farklı şekillerde ele alınmıştır. Bu noktadan bakıldığında Antik Yunan ve Roma heykellerinde uyuyan bedenlerle karşılaşmak mümkündür. Özellikle Theseus tarafından uyurken terkedilen Ariadne’nın birçok versiyonu yapılmıştır. Derin uyku halindeki Ariadne, Dionysos’un gelip onu uyandırmasına kadar uyumuştur. Dolayısıyla hem antik uygarlıklarda yapılan heykellerde hem de dini hikâyelerden esinlenerek yapılan el yazması ve minyatürlerde uyku kavramı ön plana çıkmaktadır

Uyku, aklın bir süreliğine devre dışı kalma sürecidir. Dolayısıyla aklın askıya alınması ve bedenin durağan hale geçme durumudur. Aslında bu durum sanat tarihindeki dini konulu resimlerde sıklıkla karşılaşılmaktadır. Fakat bedenin uyku haline yeni bir içerik kazandıran Aklın Uykusu isimli eseriyle Goya olmuştur. Goya, söz konusu eseriyle bedeni ve aklı bir süreliğine devre dışı bırakmıştır. Daha sonraki süreçte ise uyku ve rüya kavramlarına ilişkin bazı düşünceler sanatta ön plana çıkmıştır. Bu bağlamda özellikle sürrealist sanatçılar bu düşüncelerden fazlasıyla etkilenmiş ve aklın otomatizmini ön plana çıkarmışlardır. Her ne kadar sürrealist sanatçılardan önce Daumier, Courbet, Millet ve Van Gogh gibi sanatçıların resimlerinde de uyku halindeki bedeni görmek mümkün olsa da sürrealist sanatçılar söz konusu kavrama çalışmalarıyla yeni bir bakış açısı getirmişlerdir. Tabi bu noktada psikanaliz Sigmund Freud’un çalışmaları sanatçıları fazlasıyla etkilemiştir.

Uyku kavramı modern dönemin sorunsallarından biri olduğu gibi güncel sanatın da temel konularındandır. Bu bağlamda baktığımızda Ron Mueck, Sophie Calle ve Hans Op de Beeck gibi sanatçıların çalışmalarında uyku kavramı ön plandadır. Sanatçıların söz konusu bazı eserlerinde uyku, en temel kavramdır. Kuşkusuz uyku kavramını bazı çalışmalarıyla ön plana çıkartan başka sanatçılarda bulunmaktadır. Fakat makalede yer verilen sanatçılar bedenin uyku haline daha farklı bakmamıza imkân sağlamıştır. Bu bağlamda baktığımızda Goya’nın bilinçaltı ögelerini ön plana çıkarması, Salvador Dali’nin düşsel dünyanın imgelerini yansıtması, Constantin Brancusi ve Ron Mueck’un uyuyan kafa imgesine yer vermesi, Sophie Calle ve Hans Op de Beeck’in de uyku kavramına farklı bir bakış açısı getirerek konuyu çözümlemiş olmaları nedeniyle makalede yer verilmiştir. Bu nedenle bahsedilen sanatçıların uyku kavramını ön plana çıkardığı çalışmaları incelenmiştir.

Uyku Halindeki Beden

Uyku, bedenin geçici donukluk hali, hareketsizlik noktasıdır. Bedenin bir süreliğine nesneleşip öylece kalması durumudur. Hatta nesneleşen bedenin cansızlığa mühürlenmesidir. Belirli bir zaman aralığında gerçekleşen ölüm halidir söz konusu olan. Dolayısıyla uyku, beden için ölümün provasıdır. Bedenin bulunduğu mekânın dışında yeni bir yer edinmesidir. Edindiği yeni meskenlerde farklı gerçeklikler yaratmasıdır. Fakat bu esnada kontrol ne bedende ne de akıldadır. Akıl otoritesini kaybetmiş, kendi uzantısının dışına itilmiştir. İtilen gerçekliği yönlendirme istenci kendisinden alınmıştır. Söz konusu gerçeklikteki tüm güç zihindeki yansımadadır. Bilinçaltı zihindeki yansımanın merkezi, kontrolün sahibidir. Yalnız bu kontrollük hali olağan dışı bir durumun sonucudur.

Uyku, bilinçaltının yansıyan gölgesidir. Özdem’in bakış açısından bakacak olursak ise; “Ben’in gölgedeki bölgesi uyku” (2007, s.105). Ben’in gölgesindeki bölge, bilincin öteki tarafıdır. Bilincin öteki tarafı, saklı kalan bilinçaltıdır. Uyku esnasında söz konusu olan saklı taraf açığa çıkmakta bilinçaltı görünür hale gelmektedir. Peki, bilinçaltı ne demektir? Bilinçaltı kavramına Freud’un bakış açısından bakacak olursak; bilinç, olmak üzere olan şey; “preconscious”, önbilinç gibi bir kavram olduğundan bahsetmiştir (Somay, 2006, s. 24). Bilincin kontrolü altında olmayan bilinçdışı durumdur. Kontrol edilemeyen, denetimsizlik bölgesidir. Birçok nedensiz isteklerin ve arzuların doyurulamayan noktasıdır. “Anında doyum sağlamak dışında hiçbir düşünceye aldırış etmeksizin işlerler; bu nedenle de aklın, gerçekliğe uyum ve dış tehlikelerden kaçınma ile ilgili daha bilinçli ögelerine ayak uyduramamaları daha olasıdır.” (Freud, 1996, s. 22). Bu durum uyku esnasında kendini göstermekte ve görünen şeyler aklın bilinçli yanına ters düşmektedir. Uykunun esiri olan bilinç, bir süre sonra akla ters düşeni kabullenmekte ve onun verdiği hazza kendini bırakmaktadır. Uyku halindeki beden de söz konusu hazzın sonsuz olasılığını vurgulamaktadır.

Uyku halindeki bedenin uyuma hazzı, yitirilmiş olan veya ulaşılamayacak olanı elde etme çabasından gelmektedir. Sonsuzluğa ulaşıp onu sonlu yapabilme ihtimalidir. “Bilindiği üzere bütün hazlar sonsuzluk ister; bu bağlamda bir kere kavuşulmuş olan hazzı sürdürme isteğidir bedensel atıkların isteği; aynı biçimde, aynı şekilde kenetlenerek, varlıklarını ve hazzı sürdürmek isterler.” (Sayın, 2003, s. 32). Tıpkı Ariadne’nın sonsuz bir uyku hazzı içerisinde olması gibi (Görsel 1, 2).
 

Görsel 1. MÖ 2. yy, Ariadne / Ariadne. MVSI VATICANI.
Görsel 2. Antik Yunan Helenistik dönemi, Uyuyan Ariadne / Sleeping Ariadne. Uffizi.

Yunan mitolojisine göre, Minos ile Pasiphae’nın kızı olan Ariadne, Minotauros ile mücadele içerisinde olan Theseus’a âşık olmuştur. Theseus, bu mücadeleden galip çıktıktan sonra Ariadne’yı bir adaya kaçırmıştır. Fakat daha sonra Theseus, Ariadne uyurken terk etmiştir.[1] Theseus’un uyuyan Ariadne’yi adada bırakarak gitmesine ilişkin Antik Yunan vazolarında ve heykellerinde hatta roma heykellerinde birçok versiyonu bulunmaktadır. Ariadne, Dionysos ile karşılaşacağı güne kadar derin bir uyku içerisindedir. Uyku halindeki beden, kendisinden geçmiş bir şekildedir. Büyük bir donukluk halidir söz konusu olan. Taş kesmiş olan beden, kendi gerçekliğinin çok ötesidedir. Söz konusu öteye geçmişlikle ilgili Burdach, uyku esnasında benliğin otoritesinin sona erdiğini, beraberinde bir ölçüde edilginlik getirdiğinden bahsetmiştir. Ayrıca uykuya eşlik eden imgelerin, benliğin otoritesini azalttığı koşulda ortaya çıktığını söylemiştir (Aktaran Freud, 1996, s. 102-103). Uyuyan Ariadne’nin içinde bulunduğu durum da tam olarak budur aslında. Benlik, hâkimiyetini uykuyu yönlendiren imgelere teslim etmiştir. Dış dünyadan kendini soyutlamış olan benlik, kendisine yeni bir zaman aralığı açmıştır. Bu esnada dış dünya bir süreliğine bloke olmuş durumdadır. Bu durumu Hristiyanlık ve İslamiyet inancında önemli bir yere sahip olan Yedi Uyurlarda da görmek mümkündür. Özellikle Yedi Uyurları (Görsel 3) tasvir eden elyazması ve minyatürlerdeki figürler tıpkı Ariadne gibi derin bir uykuya geçmiştir. Hatta burada gerçekleşen derin uykunun ötesinde aklın ve hareket olgusunun sekteye uğraması halidir.
Görsel 3. 15.yy Mehmed Siyah Kalem’e atfedilen Yakub Bey albümlerinden birinde Ashabü’l-Kehf minyatürü. Koç, Kemalettin. (2017). Afşin Eshabü’l Keyf’in Tarihsel Süreci. (Yayımlanmış Doktora Tezi). Hacı Bektaş Veli Üniversitesi, Nevşehir, s. 297.
Erişim: 30.08.2020. http://bit.do/fJgd7
Görsel 4. Fransa Milli Kütüphanesi’nden 15. yüzyıl el yazmasında Efes’in Yedi Uykusu / Seven Sleepers of Ephesus. 

Hıristiyanlık ve İslamiyet dinlerinin yanı sıra mitolojik hikâyelerde de bedenin derin bir uyku halinde olması durumuyla karşılaşılmaktadır. Fakat özellikle Hıristiyanlık ve İslamiyet inancında Yedi Uyurların uykusunu tasvir eden birçok minyatür ve elyazması yapılmıştır. Ersöz, Hıristiyanlık dinindeki tasvirlerin ‘Efes’in yedi uyurları’ (Görsel 4) adıyla geçtiğini ve İmparator II. Theodosius saltanatının otuz sekizinci yılında Efes’e yakın bir mağarada hiç bozulmamış bazı cesetlerin bulunması olayına dayandığından bahsetmiştir. İslamiyet’te ise Yedi Uyurlar, Ashabü’l-Kehf olarak Kur’an-ı Kerim’de bahsedilen bir durumdur (1991, s. 465). Söz konusu hikâye uzun yıllar boyunca bir mağarada uyuya kalan figürlerin varlığı ile ilgilidir. Bu bağlamda yapılmış olan el yazmaları ve minyatürler ise bu gerçekliğin tasvirine ilişkindir. Gerek Mehmed Siyah Kalem’in minyatüründeki, gerekse Efes’in Yedi Uykusu el yazmasındaki figürler yaşadıkları dünyaya yüz çevirerek, zamanın gerçekliğinden uzaklaşmışlardır. Figürlerin bedenleri yaşadıkları dünyanın bir nesnesi haline dönüşmüştür. Nesneleşmiş bedenler geçici ikametgâhlarında uyku halinde beklemektedir. Buradaki bekleyiş Ariadne’nin bekleyişi gibidir. Fakat belki de asıl önemli olan ise bu uzun bekleyiş içerisindeki figürlerin rüyalarında ne gördüğüdür. Freud’a göre bir kişi rüyada tam olarak ne olduğunu bilemez; çünkü düşünce çoğu zaman çok rahatsız edici olduğu için bastırılmıştır ve bu nedenle ortada doğrudan görmenin imkânsız olduğu şeyler söz konusudur (Aktaran Jung, 2015, s. 15). Bu bağlamda bakıldığında Yedi Uyurların içinde bulunduğu olası rüya da tam olarak böyle bir imkânsızlık halidir. Görünemeyecek olanın verdiği imkânsızlık, sonu gelmeyen bir uyku getirmiştir. Uyku arzusunun sonsuzluğu bu imkânsızlık sayesindedir.[2]

Rüya, imkânsız olanı imkânlı hale getiren, farklı olasılıkları bir araya toplayan görüntülerdir. Özellikle bu noktada rüyalar bilinçdışında bastırılmış olarak biriken imgelerin ortaya çıkmasıyla gerçekleşmektedir. “… rüyalar bilinçli bir durumda gizlenmiş bilinçdışı malzemeyi çıkarırlar ve bunu bilince sembolik bir formda sunarlar. Zayıf vurguları yüzünden bilinçdışında kalmış ama hâlâ daha uyku durumundayken kendilerini algılanabilir hale getirecek kadar enerjiye sahip tüm o çağrışımlar da bu malzemede bulunur.” (Jung, 2015, s. 489). Dolayısıyla rüyalar bilinçaltında saklı kalmış olan sembolik ve fantastik dünyanın birebir karşılığıdır. Bu fantastik dünyanın saklı kalmış imgelerini birçok sanatçı resimlerinde kullanmıştır. Hieronymus Bosch ve daha sonra onun takipçisi olan Pieter Brueghel resimlerinde gerçeküstü bir dünya yaratmış hatta yarattıkları bu fantastik dünya sürrealist sanatçılara ilham kaynağı olmuştur. Fakat bu noktada özellikle uykunun bilinci ele geçirdiği Goya’nın Aklın Uykusu Canavarlar Yaratır (Görsel 5) isimli eseri önemlidir.
Görsel 5. Francisco Goya, 1799, Aklın Uykusu Canavarlar Yaratır / The Sleep of Reason Produces Monsters. 
Görsel 6. Salvador Dali, 1937, Uyku / Sleep. Dali Universe.

Goya, Aklın Uykusu Canavarlar Yaratır isimli eserinde akıl ile bilinçaltı kavramları ön plana çıkartırken aklı rüyanın kontrolüne bırakmış, bedeni pasif hale getirmiştir. Burada önemli olan uyku halindeki bedenin pasif halinden çok bilinçaltı dünyasında nedenlerin olduğudur. Bu bağlamda baktığımızda aklın uykusu bilinçaltındaki yaratıkları ortaya çıkarmıştır. Aklın uykusu onu derin bir rüyanın içerisine sokmuştur. “Akıl rüya gördüğü vakit, düşleri canavarlar doğurur. Tabiat yasalarının taslak halindeki bilgisiyle coşan büyük düş, sırasıyla yaşamın kökenini tekrar üretmeye ve zamanın son buluşunu önceden kestirmeye davet eder: Başlamakta olan bir yaşamı yapay bir biçimde yaratmaya, ya da müstakbel bir mutluluğun planlarını çizmeye. İnsanın yaradılışı ile ütopya el ele verir.” (Starobinski, 2012, s. 188). Akıl, bu esnada tamamen pasif durumda değildir fakat kontrol ondan bir süreliğine alınmış ve aklın rüyasına verilmiştir. Benzer durumu Soyşekerci de dile getirmektedir.

… aklı durağan değil hareketli kılan, onu harekete geçiren ve varlığın öznesi olan şey rüyalardır. Bu bağlamda rüya, sanatçıya ‘ayna tutma’ işlevi görürken düşüncenin hayal üretme faaliyetlerini psişik faaliyetlerin de parçası yapmaktadır. Resimde, uyuyan kişiyi ziyarete gelen yaratıklar, korkunç rüyaların karanlık haşmetine direnen bir bedenle karşı karşıya kalmakta (Soyşekerci, 2018, s. 1343).

Dolayısıyla bu noktadan baktığımızda uyku halindeki beden, yaşadığı dönemin aydınlanma düşüncesine karşın bilinçaltındaki canavarların baskısına uğramaktadır. Aklın uykusu nedeniyle bedenin varlığı pasif bir direnişin içerisindedir. Akıl, tüm bu olanların sonrasında gerçekleşmiş olanı anlamlandırma yoluna gitmiştir. Buradaki tüm amaç yokluğu doldurarak uyku hazzını meşrulaştırmaktır. Fakat bilinçaltı söz konusu yokluğu doldurmaya imkân sağlamayacak, hep bir bilinmez eksik bir yan bırakacaktır.

Bilinçaltı, bilincin eksik kalan öteki tarafıdır. Aklın kontrolsüzlük alanıdır. “Daha önce işgal edilmiş bir bölgedir, orada bir bilinçdışı vardır ve bir başkasıyla yarışmaya ve çatışmaya hazırdır.” (Ranciere, 2006, s. 39). Bilinçaltının yarıştığı ve çatıştığı yer ise rüyalardır. Bunun nedeni ise bilinçaltının geri planda belirli bir bastırılmışlık duygusunu barındırmasından kaynaklanmaktadır. Bu duyguyu tatmin etmek ve eksikliği kısmen de olsa giderebilmek rüya sayesinde gerçekleşmektedir. Bu bağlamda Freud’un da bahsettiği gibi, rüya tam olarak bir arzunun tatminidir (Aktaran Muckenhoupt, 2004, s. 92). Fakat yine de arzuyu tamamen bastırabilmek mümkün değildir.

Bilinçaltının bilinemeyen, bastırılamayan arzularının yanı sıra rüya kavramına ilişkin araştırmalar ise 20.yy da özellikle Freud ve Jung ile gerçekleşmiştir. Ayrıca Andre Breton’un sürrealist manifestosu ile sanat alanında da rüya kavramı daha fazla işlenir bir konu haline gelmiştir. “Rüya, sürrealistlerin büyük ölçüde bilinçdışı olarak peşinde koştukları tüm niteliklere sahipti: apansız çağrışımların tükenmez zenginliği; bildik gerçekliği fantastik gerçekliğe dönüştürebilme yetisi; ama hepsinden önemlisi, sonsuz şiirsellik. Dahası, gökyüzü, yeryüzü, su, ağaçlar ve taşlar gibi büyük kozmik simgelerle olduğu gibi, kökenler ve sonlarla –yani mitlerle– yaşanan karşılaşmanın sahiciliğine sahipti rüya” (Veseley, 2014, http:// bit.do/fGosU). Tıpkı Salvador Dali’nin Uyku (Görsel 6) eserindeki imgenin içinde bulunduğu durum gibi. Dali’nin imgesi rüya içerisinde rüya görmektedir. Rüyanın içerisindeki gerçekliğin tam merkezinde yer alan imge, başka bir bilinçaltı dünyasının içerisine kendini bırakmıştır. Düşsel bir mekân içerisinde uyuya kalmış olan beden, cansız bir şekilde eriyerek yok olma aşamasına gelmiştir. Uyku halindeki bedenin ölü durumuna karşın, uykuya dalmış olan kafa ise canlılığını kısmen korumaktadır. Fakat içinde bulunduğu düşsel gerçekliğe tepki verecek bir durumda değildir. Uyku halindeki kafayı bazı değnekler tutmaktadır. Söz konusu değnekler kafanın uykuya devam etmesini sağlamaktadır. Bu durum kafaya yeni bir konfor alanı açarken, uykunun kırılgan yapısını da açıkça göstermektedir. Ayrıca kafanın konfor alanının bozulması ve bunun sonucunda bedenin uykudan uyanması ise an meselesidir. Bu esnada uyku halindeki beden hiçbir ‘gerçek’ eylem gerçekleştirmeden durmaktadır. Hatta Bornstein’nin de bahsettiği gibi, uyku esnasındaki eylemimiz dürtülerce yönlendirilmediği gibi, ‘gerçek’ bir enerjinin harcanmasıyla maddileşen bir sonuç da yoktur ortada (2011, s. 23). Bu noktada asıl eylem merkezi ise uyku halindeki kafadır. Uyku sırasında kafada canlanan şeyler zihni harekete geçirerek rüyaları oluşturmaktadır. Dolayısıyla kafa, dolaylı olarak aktif bir eylemin içerisindedir. Peki, kafanın içerisinde tam olarak ne gerçekleşmektedir? Aslında uyku halindeki kafada gerçekleşen Dali’nin Uyku eserindeki gibi bir durumdur. Yani tıpkı eserde de olduğu gibi düşsellik bilinci kurcalamaktadır. Bilinçaltı yeni bir gerçeklik düzeni yaratmaktadır. Çelişkilerin çelişki olmaktan çıktığı yeni bir gerçeklik düzeni. “Yavaş yavaş zihin bu imgelerin yüce gerçekliğine ikna olur. İlk başta kendisini onlara teslim etmekle sınırlandırmasına karşın, kısa bir süre sonra mantığını pohpohladıklarını ve böylece bilgisini artırdıklarının farkına varır. Zihin arzularının açığa çıktığı, avantajların ve dezavantajların sürekli şekilde tüketildiği, muğlaklığının kendisine ihanet etmediği sınırsız düzlemlerin bilincine varır.” (Breton, 2009, s. 44). Bu durum uyku esnasındaki kafanın ve ona bağlı olan zihnin her defasında yaşadığı bir olgudur.

Uyuyan kafa imgesini Constantin Brancusi, Ron Mueck gibi sanatçılarda kullanmışlardır. Kuşkusuz Constantin Brancusi ve Ron Mueck gerek tarihleri bakımından gerekse konuyu ele alış yöntemleri açısından farklı içeriklere sahip uyuyan kafalar yapmışlardır. Bu bağlamda baktığımızda Ron Mueck’un Maske II (Görsel 7) eserindeki uyuyan kafa, aslında kendi bilinçaltını maskeleyen bir yüzeydir. Sanatçının uyuyan kafası izleyiciye empati kurdurarak, imgenin bilinçaltını merak ettirmektedir. Fakat uyuyan aslında sadece bir maskedir. Tüm maskeler gibi içi boştur ama donuk değildir. Dolayısıyla buradaki maske uyku halindeki kafanın dış gerçekliğe karşı aldığı bir pozisyondur. Bilinç kafadan çıkartılmış ve geriye uyku halindeki kafanın maskesi kalmıştır. Constantin Brancusi’nin Uyuyan Esin Perisi (Görsel 8) eseri ise bedeni olmayan bir kafa modelidir. Brancusi, mutlak formu uyku halindeki esin perisinin kafasında bulmuştur. Tüm bunlar ışığında baktığımızda, Dali’den farklı olarak Constantin Brancusi ve Ron Mueck uyku halindeki gövdeyi tamamen devre dışı bırakmış, farklı sanatsal kaygılar içerisinde sadece uyuyan kafaya yer vermişlerdir. Bedeni oluşturan parçalardan biri olan kafa, gövdeden tamamen ayrılmıştır. Sayın bu meseleye şu şekilde yaklaşmıştır; “… bedeni gövdesinden mahrum bırakmak demek, onu anlamlandırmaların artı-ürününden koparak kendi başına bırakmak demektir.” (2003, s. 85). Böylece uyku halindeki kafa, bedenin tamamını temsil eden bir canlıya dönüşmüş ve böylelikle tüm yaşam formunu kendi içerisinde barındıran merkez haline gelmiştir. Bu merkez bilincin ve bilinçaltının kesiştiği noktadır. Çünkü Sartre’ın da bahsettiği gibi, kafaların ve gözlerin belirlediklerini görüp bir noktada biriktiririz (2011, s. 378). Bu nedenle kafa, bilincin ve bilinçaltının ortak yaşam alanıdır.
Görsel 7. Ron Mueck, 2001, Maske II / Mask II. Phaidon.
Görsel 8. Constantin Brancusi, 1910, Uyuyan Esin Perisi / Sleeping Muse. Metmuseum.

Constantin Brancusi, Ron Mueck’un uyku halindeki imgesi bedeni dışlamış olan bir kafadan oluşmaktadır. Belki de bu nedenle merkezden sarkma yapan bir fallik imgesi gibi durmaktadır. Çünkü kafa, bütün örgütlenmenin merkezi olması nedeniyle fallik bir anlam ifade etmektedir. Aslında benzer bir şekilde Zizek de kafanın ‘fallik’ unsura dönüştüğünde sadece bir leke olarak kaldığından ve böylelikle öznenin yani kafanın kendisini atıl fantezi nesnesine dönüştürdüğünden bahsetmiştir (2005, s.132). Bu açıdan baktığımızda Constantin Brancusi ve Ron Mueck’un uyku halindeki kafaları da atıl fantezi nesneleridir. Aynı zamanda bu nesneler gösterileni olmayan gösterenlerdir. Gösterileni olmayan gösteren ne demektir? Lacan, fallik göstereni ‘gösterileni olmayan’ (bu haliyle de gösterilenin etkilerini mümkün kılan) ‘gösteren’ olarak tanımlamaktadır (Aktaran Zizek, 2005, s. 125). Dolayısıyla Constantin Brancusi ve Ron Mueck’un uyku halindeki kafaları kendi kendisini teşhir edendir. Kendisini ‘gösteren’ olarak sunandır.
Görsel 9. Sophie Calle, 1979-1980, Uyuyanlar / Sleepers, Jean-Yves Le Gavre, yirmi üçüncü uyuyan. Fotomuseum.
Uyku halindeki bedenin ‘gösteren’e dönüştüğü bir başka alan ise yataktır. Yatak, uykunun temel yaşam alanı, bedenin ise konfor noktasıdır. Uyku halindeki bedenin yatay düzlem üzerindeki mekânıdır. Greaney’e göre ise yataklar, insan hayatının her haline, her haliyle tanıklık etmektedir. Öte yandan yatak, insanın varoluş sürecinde -TS Eliot’un acımasızca özetlediği şekliyle ‘Doğum, çiftleşme ve ölüm’- canlandırıldığı sahnedir (2013, http://bit. do/fHZif). Bedenin mahremiyet bölgesidir. Aynı zamanda bedenin eylemleri içerisindeki en özel alandır. Bu nedenle uyku halindeki bedeni izlemek çok açık bir şekilde röntgenciliktir ve özel yaşam alanının kamusal alana dönüşmesi durumudur. Sophie Calle’nin Uyuyanlar (Görsel 9) serisindeki gibi. Sophie Calle, Uyuyanlar serisi için 8 saatlik uyku seansları oluşturmuştur. Sanatçı, bu seanslar içerisinde uyumasını istediği kişileri fotoğraflarla belgeleyerek geçen süre içerisindeki önemli anları not almıştır. Sophie Calle bu sürece ilişkin olarak, 45 kişiyi telefonla aradığını bunlardan bir kısmının geldiğini, gelen katılımcıların ise 1 Nisan Pazar günü saat 17:00’da başlayarak 9 Nisan Pazartesi saat 10:00’a kadar belirli bir düzen içerisinde uyumalarını sağladığından bahsetmiştir. Ayrıca bunun yanı sıra Calle, günün saatine bağlı olarak seans içerisindeki katılımcıya kahvaltı, öğle yemeği ve akşam yemeği ikram ederken izin veren katılımcılara farklı farklı sorular yöneltmiştir (Calle, http://bit.do/fHXLK ). Sanatçının buradaki asıl amacı seansa katılan uyku halindeki bedeni izlemek, bunu fotoğraflayarak belgelemektir. Dolayısıyla hem kendisi hem de sanatçının fotoğraflarını izleyen kişi uyku halindeki bedeni röntgenlemektedir. Uyku halindeki beden farkında olsa da olmasa da defalarca dikizlenmektedir. Hatta sadece dikizlenmekle kalmayıp en özel halleriyle fotoğraflanmışlardır. Uyuyanlar serisinin 23. Uyuyanı olan Jean-Yves Le Gavre böyle bir dikizlenmenin içerisindedir. Calle, Jean-Yves Le Gavre’nin 8 saatlik seansı ile ilgili olarak, katılımcıyı tanımadığından, 7 Nisanda 15:00 ile 23:00 saatleri arasında gelmeyi kabul ettiğinden fakat eve saat 18:00 da sarhoş olarak gelerek 18:30 da uykuya daldığından bahsetmiştir. Ayrıca Calle, Jean-Yves Le Gavre’i saat 23:00’da jambon, yumurta ve eriştenin olduğu bir tabakla uyandırmış, daha sonra 23:40’da bir sonraki seansa katılacak olan Andrew Granmore ile karşılaşmışlardır (Calle, http://bit.do/fHXQs). Dolayısıyla bu noktadan baktığımızda sanatçı uyuyan bedenlerine izole bir alan yaratarak yeni bir yaşam alanı açmıştır. Bu yaşam alanı Calle’nin adeta bir oyun sahnesidir. Hatta Erkan Ali’nin de bahsettiği gibi, Calle’nin kendi yatak odası hazırlamış olduğu oyunun fiziksel bir ortamıydı. Sanatçı, fotoğrafik ve metinsel belgelerle çalışmayı kamusal bir gösteri haline getirmiştir (Ali, 2013, http://bit.do/fHXRj). Bu nedenle uyku halindeki beden sanatçının gösteri malzemesi haline dönüşmüştür. Tabi bu noktada bedenin bir gösterge olması konusu önemlidir.
Görsel 10. Hans Op de Beeck, 2017, Uyuyan Kız / Sleeping Girl. Artfulliving.

Beden, varlığı itibariyle bir gösteri malzemesidir. Çünkü beden gösterendir, kendini açığa çıkarmış olandır. “…beden imgesi; gösterenin gösterilenden daha fazlasını anlamamıza yol açtığı, bu nedenle bir anlam fazlasına sahip olduğu iddia edilebilecek olan bir göstergedir ‘beden” (Sayın, 2003, s. 25). Dolayısıyla beden, gösterdiğinden daha fazlasını vaat edendir. Hans Op de Beeck’in Uyuyan Kız (Görsel 10) çalışması da böyle bir anlam fazlasına sahiptir. Sanatçının Uyuyan Kız çalışması tıpkı Calle’nin Uyuyanlar projesindeki gibi bir gösteri malzemesi olarak karşımızda durmaktadır. Çünkü kendi kendisini izlettirmekte, bedenini kamusal alana sunmaktadır. Fakat bu noktada Calle’den farklı olarak Hans Op de Beeck, dondurulmuş uyuyan bir beden sunmaktadır. Sanatçının uyuyan bedeni, dondurulmuş bir yaşantıdan arda kalandır. Belirli bir zaman aralığına hapsedilmiş bedenin yansımasıdır. Bu zaman aralığı ile ilgili olarak ise sanatçı, figürün anatomik açıdan tuhaf bir pozisyonda olduğunu ve yatağıyla yaptığı savaşın ortasında kaldığını söylemiştir (Bayık, 2017, http:// bit.do/fH3Mj). Aslında uyku halindeki beden, hem içinde bulunduğu gerçekliğin hem de bilinçaltındaki gerçekliğin içerisindedir. Dolayısıyla başka bir açıdan bakacak olursak uyku halindeki beden arafta kalmıştır. Tüm uyku halindeki bedenlerin içinde bulunduğu durum gibi.

Sonuç

Uyku, aklın ve bedenin belirli bir zaman aralığı içerisinde devre dışı kalması ve bilinçaltına ilişkin imgelerin zihinde görünürlük kazanması durumudur. Bu esnada uyku halindeki beden bir donukluk içerisindedir. Bedenin kontrolü bir süreliğine akıldan alınarak bilinçaltına verilmiştir. Uyku halindeki bedenin bu durumu sanat tarihinin farklı dönemlerinde işlenen bir konu olmuştur. Bu bağlamda baktığımızda Antik Yunan ve Roma heykellerinde uyuyan Ariadne’nın birçok versiyonu yapılmıştır. Bunun yanı sıra Hristiyanlık ve İslamiyet inancında geçen Yedi Uyurlar hikâyesi birçok el yazması ve minyatüre konu olmuş ve bu durum uyku halindeki bedene farklı anlamlar katmıştır. Goya’nın Aklın Uykusu eseri ise bedenin uyku haline yeni yorumlar getirerek rüya kavramını ön plana çıkarmıştır. Rüya kavramının ön plana çıkması sürrealist sanatçılara özellikle Salvador Dali’ye ilham kaynağı olmuş ve çalışmalarının temel sorunsalı haline gelmiştir. Benzer sorunsalı Constantin Brancusi ve Ron Mueck gibi sanatçılar sadece uyuyan kafa imgesiyle, Sophie Calle ve Hans Op de Beeck gibi sanatçılar da konuyu kendi sanat anlayışları doğrultusunda yorumlamışlardır.

Sanatta bedenin uyku hali antik çağlardan modern döneme hatta modern dönemden güncel sanata kadar işlenen konulardan biridir. Bu doğrultuda baktığımızda gerek Antik Yunan ve Roma heykellerinde gerekse Hristiyan ve İslam el yazmalarında bedenin uyku haliyle karşılaşmak mümkündür. Söz konusu uyku halindeki bedenler anlatılan mitolojik hikayelerin yansımasıdır. Buna karşın modern dönemle birlikte uyku kavramı birçok yönden irdelenmiş ve özellikle Salvador Dali, Constantin Brancusi ve Ron Mueck gibi sanatçılar çalışmalarında uyuyan kafaya yer vermişlerdir. Özellikle söz konusu sanatçılar bağlamında baktığımızda bilinç ve bilinçaltı kavramlarının merkezi olan kafa merkeze oturmuştur. Hatta kafa bu nedenle merkezden dışarı doğru sarkma yapan fallik bir imge haline gelmiştir. Bunun yanı sıra Sophie Calle ise, kendi yatak odasını sanat projesi kapsamında bir gösteri alanına çevirmiştir. Sanatçı gerçekleştirmiş olduğu proje esnasında uyku seanslarına katılan her katılımcıyı dikizlenmiştir. Üstelik bunun yanı sıra sanatçı, uyku halindeki bedenin sürecini kamerayla ve notlarla kayıt altına almıştır. Tüm bunların ışığında bakıldığında bedenin uyku hali her sanatçı açısından farklı ele alınan bir konu olmuştur. Buna rağmen bedenin uykusu her dönem bir gösteri malzemesi haline dönüşmüştür. Bu nedenle uyku halindeki beden kimi zaman belirli mitolojik hikâyeleri anlatırken kimi zaman ise belirli bir sanat anlayışını yansıtırken göstergeye dönüşmüştür. Üstelik bedenin en korunmasız zaman aralığı ifşa eden bir göstergeye.

DİPNOTLAR
  1. “Ariadne, Theseus’un Minotaur’un üstesinden gelip Labirent’ten kaçmasına yardım ettikten sonra, Naxos adasında uyurken nankör adam tarafından terk edilen Girit Kralı Minos’un kızıydı; onunla evlenen Dionysos’un gelişiyle yeniden uyanmıştı.” (Vatikan Müzesi. http://bit.do/fPRXn).
  2. “Arzunun sonsuzluğu, imkânsızlık sayesinde gözetilmektedir.” (Sayın, 2013, s. 279).

KAYNAKÇA
  • Bornstein, Thorsten Botz. (2011). Filmler ve Rüyalar. (C. Soydemir, Çev.). İstanbul: Metis Yayınları.
  • Breton, Andre. (2009). Sürrealist Manifestolar. (Y., S. Kafa, A. Günebakanlı, A. Güngör, Çev.). İstanbul: Altıkırkbeş Yayın.
  • Ersöz, İsmet. (1991). Eshab-ı Keyf. İslam Ansiklopedisi. İstanbul: Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları.
  • Jung, Carl Gustav. (2015). Rüyalar. (A. Kayapalı, Çev.). İstanbul: Pinhan Yayıncılık.
  • Özdem, Filiz. (2007). Beni Ölüm Gibi’deki Hatırlama, Zaman ve Özne Katmanları. Cogito Dergisi, 50, s.105-110.
  • Muckenhoupt, Margaret. (2004). Sigmund Freud - Bilinçdışının Kâşifi. (F. Akatlı, Çev.). Ankara: Tübitak.
  • Ranciere, Jacques. (2006). Estetik Bilinçdışı. (K. Sarıalioğlu, Çev.). İstanbul: Ara-lık Yayınları.
  • Sartre, Jean Paul. (2011). Varlık ve Hiçlik. (T. Ilgaz, G., Ç. Eksen, Çev.). İstanbul: İthaki Yayınları.
  • Sayın, Zeynep. (2003). Mithat Şen ve Beden Yazısı-I. İstanbul: İthaki Yayınları.
  • Sayın, Zeynep. (2013). İmgenin Pornografisi. İstanbul: Metis Yayınları.
  • Freud, Sigmund. (1996). Düşlerin Yorumu-1. (E. Kaptın, Çev.). İstanbul: Payel Yayınları.
  • Somay, Bülent. (2006). Doğumunun 150. Yılında Freud Konuşmaları. Freud’un Önemi Bölümü içerisinde, s.13-47, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
  • Soyşekerci, Serhat. (2018). Goya’nın Rüyası, Aklın Uykusu Canavarlar Üretir. İdil Dergisi, 7, (51), s.1341-1348.
  • Starobinski, Jean. (2012). Özgürlüğün İcadı ve Aklın Amblemleri. (H. Bayrı, Çev.). İstanbul: Metis Yayınları.
  • Zizek, Slavoj. (2005). Yamuk Bakmak Popüler Kültürden Jacques Lacan’a Giriş. (T. Birkan, Çev.). İstanbul: Metis Yayınları.

İNTERNET KAYNAKÇASI
  • Ali, Erkan. (2013). Between the Sheets: ‘Lamination’ and Sophie Calle’s The Sleepers. The Luminary. Erişim. 31.08.2020. https://www.lancaster.ac.uk/luminary/issue3/Issue3article6.htm
  • Bayık, Melike. (2017). Dondurulmuş Yaşantı Hans Op de Beeck ile Söyleşi. Artfulliving, Erişim. 31.08.2020. https://www.artfulliving.com.tr/sanat/dondurulmus-yasanti-i-14163
  • Calle, Sophie. Erişim. 31.08.2020. https://categorized-art-collection.tumblr.com/pos t/55966919128/sophie-calle-les-dormeurs-the-sleepers Calle, Sophie. Erişim. 31.08.2020. https://www.artsy.net/artwork/sophie-calle-the-sleepers-jean-yves-le-gavre
  • Greaney, Michael. (2013). The Story of the Bed. The Luminary, Erişim. 31.08.2020. https:// www.lancaster.ac.uk/luminary/issue3/issue3foreword.htm
  • Vatikan Müzesi. Erişim. 31.08.2020. https://www.museivaticani.va/content/museivaticani /en/collezioni/musei/museo-pio-clementino/Galleria-delle-Statue-e-Sala-dei-Busti/arianna.html
  • Veseley, Dalibor. (2014). Sürrealizm, Mit ve Modernite. (N., A. Artun, Çev.). E-skop, Erişim: 04.07.2020. https://www.e-skop.com/skopdergi/surrealizm-mit-ve-modernite/1937

* Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi Eğitim Fakültesi Resim İş Öğretmenliği