Makaleler Biyografiler Ressamlar Carel Fabritius (1622-1654)
Makale Başlığı: Carel Fabritius (1622-1654)

Carel Fabritius (1622-1654)

Yazar: Dr. Mehmet Üstünipek • Eklenme Tarihi: 07.02.2005 • Görüntüleme: 3.213

Özet:
12 Ekim 1654 sabahı saat 10: 30’da Hollanda’nın batısında yer alan Delft şehri büyük bir patlamayla sarsıldı. 1536’daki büyük yangından beri şehir böyle bir felaket yaşamamıştı.

Kelimeler:
Carel Fabritius, ressam, biyografi, makale

12 Ekim 1654 sabahı saat 10: 30’da Hollanda’nın batısında yer alan Delft şehri büyük bir patlamayla sarsıldı. 1536’daki büyük yangından beri şehir böyle bir felaket yaşamamıştı. Patlama şehrin cephaneliğinde gerçekleşmişti ve her şey olup bittiğinde Delft’in büyük bir kısmı yıkılmış, çok sayıda insan yaralanmış veya ölmüştü. Yaşamını kaybedenler arasında, genç fakat mesleğinin zirvesine doğru ilerleyen bir ressam da vardı: Carel Fabritius. 

Patlama sırasında öğrencilerinden biri olan Mathys Spoors ile birlikte kendi atölyesindeydi, ne olduğunu anlayamadığı korkunç uğultu atölyeyi doldurduğunda belki de bir resmin üzerinde çalışmaktaydı. Ama yaşamına son veren felaket, daha boyası kurumamış olan bu resimle birlikte geçen on yıl boyunca ürettiği pekçok diğerini de yok etmişti. Tamamlanmamış kariyerine, patlama neticesinde yok olan resimleri de eklenince, geride bir düzine kadar eser kalmıştır. Ancak bu kadarı bile Carel Fabritius’a sanat tarihinde saygın bir yer kazandırmaya yetmektedir. Ayrıca onun etkisi Delft’te, Vermeer ve Pieter de Hooch gibi isimlerin de içinde bulunduğu bir resim okulunu biçimlendirmiştir. 
Carel Fabritius, 27 Şubat 1622 tarihinde Middenbeemster’de dünyaya gelmiştir. Bir köy okulunda öğretmen olan babası aynı zamanda amatör bir ressamdır ve Carel ilk resim derslerini babasından almıştır. 1640’lı yıllardan önce kardeşi Barent’le birlikte marangozluk yaptığı bilinmektedir. Daha önce zaman zaman babası tarafından da kullanılmış olan soyadını, latince elle çalışan işçi anlamına gelen ve daha çok kuyumcu, yapı işçisi ve marangozları tanımlayan faber kelimesinden adapte ederek 1641 yılından itibaren kullanmıştır. Yine de, soyadına ifadesini veren marangozluk, onun kısa yaşamının ileriki dönemlerinde sürdüreceği bir meslek olmamıştır. Daha marangozluk yaparken yan iş olarak bir ressamın yanında çalışmaya başlamıştır. 

1640’lı yılların hemen başında, olasılıkla 1641- 43 yılları arasında Carel, kardeşi Barent ile birlikte dönemin büyük ustası Rembrandt’ın atölyesinde bulunduğuna göre, resim onun için bir yan iş olmaktan öteye geçmiştir. İki kardeşin resme böylesine tutarlı bir şekilde yönelişindeki başlıca etkenin amatör bir ressam olan babaları olduğunu söylemek pek de yanlış olmasa gerektir. Rembrandt’ın en yetenekli ve başarılı öğrencisi olarak dikkat çeken Fabritius, erken çalışmalarında ustasının etkisini yansıtan bir üslubu benimsemiştir. Onu özellikle etkileyen, Rembrandt’ın ışık tonlarının değişimiyle biçimi tanımlama konusundaki incelikli yöntemi ve nesnelerin dokusunu verme konusundaki titizliğidir. Bilinen en erken tarihli resmi olan ve bugün Varşova Ulusal Müzesi’nde bulunan Lazarus’un Dirilişi (y.1643), Rembrandt etkilerini ortaya koymaktadır. 
Hıristiyan ikonografisinden alınan bu konuda, karanlık bir arka plan içinde ışıkla hacimlendirilmiş figürler dikkat çekmektedir. Yaklaşık olarak bu yıllara, olasılıkla 1645’e ait olan bir diğer resim bugün Rotterdam’da bulunan Otoportre’dir. Rembrandt’ın tarzına yakın olan bu çalışmada sanatçı, kendini uzun, dağınık saçlar, yakası açık bir gömlek ve işçi kıyafeti ile betimlemiştir. Bu kıyafet seçimi, bazı kaynaklarda, sanatçının soyadının, yani işçi anlamına gelen Fabritius’un bir iması olarak yorumlanmaktadır. Kompozisyonda başın oldukça aşağı seviyeden, resmin üst kısmında 1/3’lik bir boş alan bırakacak şekilde yerleştirilmiş olması farklı bir yaklaşımı ortaya koymaktadır. Büst portrelerdeki, oturanın alışıldık merkeziliğini aşan bu yaklaşım, sanatçının daha kariyerinin başlangıcında beliren deneysel tavrın ipuçlarını vermektedir. Resimdeki bu boş kısım, Fabritius’a doku ve gölge etkilerini araştırma olanağını veren dökülmüş sıvalı bir duvarla doldurulmuştur. 

1648 yılında tarihlenen Abraham de Potter’in Portresi’nde ise bu kez kompozisyonu geleneksel büst portre anlayışı dahilinde oluşturmuştur. Ancak arka planın aydınlık tutulması Fabritius’un üslubunda Rembrandt’ın etkisinden bir bağımsızlaşma sürecini müjdelemektedir. Rembrandt’ın öğrencileri arasında sadece Carel kendine özgü, farklı bir üslup geliştirecektir. 

1640’lı yıllar Fabritius’un eğitim sürecini, hem de 17.yüzyıl Hollanda resminin ve daha da ötesi tüm sanat tarihinin en önemli ressamlarından birinin yanında tamamladığı ve ardından ressam olarak etkinleşmeye başladığı bir on yıllık dönemdir. 1650 yılında ise Delft şehrine yerleşmiş ve ilk olarak Oude Delft’te yaşamış ardından belediye cephaneliği yakınındaki Doelenstraat’taki atölyesine taşınmıştır. Rembrandt’ın yetenekli öğrencisi olarak, kısa sürede, şehirde siparişler alan bir ressam konumuna yükselmiştir. 1652 yılında Delft’in ressamlar loncasına (aziz Luka loncası) kayıt olmuştur. Fabritius ilk ününü yanılsamacı perspektifi kullandığı duvar resimleriyle sağlamıştır. 

1652 yılına tarihlenen Delft Görünümü İçinde Müzik Aletleri Satıcısının Tezgahı adlı resim bu tür perspektif uygulamalarından birini yansıtmaktadır. Üstündeki göz deliğinden, içindeki bir sahnenin izlenebildiği kutudan oluşan bir tür oyuncak niteliğinde olan ve 17. yüzyılda gezgin göstericilerin sokak sokak dolaştırarak parayla izlettiği bir peep showda gösterilmek üzere yapıldığı sanılan bu resmin sol kısmında, önde bir lavta ve viyolinin bulunduğu müzik aletleri tezgahı ile tezgaha dayanmış oturan satıcı betimlenmiştir. Arkada ise perspektif yanılsamasını arttıran bir kent görünümü uzanmaktadır. Bu görünümün merkezinde yer alan Nieuwe Kerk ile onun hemen solunda uzaktaki belediye binası bugün neredeyse aynı durumda ayaktadır. Resimlerinde ışığa ve mekansal kurguya ayrı bir önem veren Fabritius, 1654 yılına gelindiğinde sanatının olgunluk aşamasına ulaşmıştır. Bu aşamanın en çarpıcı ürünlerinden biri, Saka Kuşu adlı resimdir. 33.5X 23 cm. boyutlarındaki bu küçük resim, düz bir duvara monte edilmiş tüneğin üzerinde duran ve ayak bileğinden bir zincirle bu tüneğe bağlı olan bir saka kuşunu betimlemektedir. Özgürlüğü ifade eden bir canlının, arkasındaki sınırlı duvar ve ayağındaki zincirle vurgu kazanan tutsaklık konumu içinde sunuluşu izleyeni bu durumun hüzünlü çelişkisiyle karşı karşıya bırakmaktadır. Ama bunun ötesinde, aydınlık duvarın önünde, ışığın tüm doğallığıyla tanımladığı biçim ve renk özellikleri, bu küçük hayvana sıradışı bir anıtsallık kazandırmıştır ki, bu anıtsallık etkisi izleyende gizli bir saygı duygusunu harekete geçirmektedir. Fabritius’un üslubu resmin ifadesinin biçimlenmesinde büyük önem taşımaktadır. Bu üslubun gelişiminde 17.yüzyıl Hollanda sanatçılarını çok etkilemiş olan optik deneylerin öneminin de altı çizilmelidir. 
Optik üzerine çalışmalarıyla bilinen ve aynı dönemde Delft’te yaşamış olan bilim adamı Leeuwenhoek (1632- 1723)’in verileri sanatçının nesnelere bakışındaki farklılığa kaynaklık etmiş olmalıdır. Hague’da yaşayan ve Hollanda dilinde saka kuşu anlamına gelen de Potter adındaki ailenin ev işareti olarak kullanıldığı tahmin edilen resim; Fabritius’un hocası Rembrandt’tan farklı bir çizgide gelişen ve kendinden sonra gelenleri etkileyen kendine özgü üslubun zirvesini işaret etmektedir. “(...) Buna karşılık Fabritius’un resimleri bir altın parlaklığı olan aydınlığı baştanbaşa korur ki 1654 tarihli Saka Kuşu bunun en başarılı örneğidir. (...) ışığı azaltıp yoğunlaştırarak değil fakat onu ince renk tonlarıyla hafifçe renklendirerek uyguladığı tekniği Vermeer Fabritius’tan öğrenmiştir.”

 Sanatçının 1654 yılına tarihlenen bir diğer resmi, bugün Londra National Gallery’de bulunan Otoportre’dir. Sanatçı kendini aynadan çalışmış olmalıdır. Bir fırtına habercisi olan gökyüzünün önüne yerleştirilmiş figür ¾ cephedendir. Üzerinde askeri bir giysi bulunmaktadır. Kimi araştırmacılara göre omuzdan aşağı uzanan metal kuşak ve kürk şapka ile tamamlanan bu giysi vatanın zor kazanılmış bağımsızlığını savunmaya hazır olmak anlamını taşımaktadır. 1620’li ve 1630’lu yıllarda Rembrandt da bu tarzda otoportreler çalışmıştır. Öte yandan bu giysinin herhangi bir zaman diliminin modasına ait olmayan niteliği, üzerinde onunla portresi yapılan kişiye, zamanlar ötesi bir kahraman havası kazandırmaktadır. Belki de sadece bir gösteriş işareti olarak tercih edilen askeri kıyafet, hayali kostümler içinde resmetme geleneğinin bir uzantısıdır. Tıraşsız yüzü ve dağınık saçları bu askeri kıyafetle çelişmektedir. Patlamadan kısa bir süre önce yapılmış olması gereken bu otoportre, arka plandaki karanlık, bulutlu gökyüzü ile adeta sanatçının yakın gelecekteki talihsiz yazgısını haber vermektedir. Carel Fabritius, zamanlar ötesi kıyafetiyle bir kahraman edası içinde bu yazgıyı arkasına almış, izleyene, bizlere bakmakta ve bizler de onu, zamansız ayrılanların yüreğimizi burkan o tarifsiz hüznü içinde saygıyla seyretmekteyiz.